TASARRUFUN İPTALİ DAVALARI

İPTALE TABİ TASARRUFLAR


Tasarrufun iptali davası
, alacağını tahsil edemeyen alacaklının, borçlunun mal kaçırmak amacıyla yapmış olduğu tasarrufları iptal etmek amacıyla, borçluya ve malı devralan üçüncü kişiye karşı açtığı dava türüdür.  Bu açıdan son 5 yıl içinde satılan, devredilen, rehin, ipotek, temlik vesair ayni hak tesis edilmesi dahil olmak üzere, kanunda belirtilen şartları sağlayan tasarruflar iptal edilebilecektir. 

Yine doktrindeki görüşlere göre madde metninde yer alan tasarruflar ibaresinden “kendisine hukuk düzenince hukukî bir sonuç bağlanmış olan beşeri (insan) fiilleri” anlaşılması gerektiği ve bu kapsamda örneğin borçlunun “protesto çekmemesi”, “haksız bir ödeme emrine itiraz etmemesi”, “zamanaşımı def’inde bulunmaması”, “davayı kabul etmesi”, “davadan feragat etmesi”, “yeminden çekinmesi”, “kanun yoluna başvurmaktan kaçınması”, “hukukî işlem” olmadığı halde birer “hukukî fiil” sayılır ve iptal davasına konu olabileceği belirtilmiştir. [1] Yargıtay’da, “borçlunun ‘muvazaalı olarak kardeşine borçlanıp kendisi hakkında takip yaptırıp, taşınmazlarını haciz ettirmesi işleminin, iptal davasına konu edilebileceğini belirtmiştir.

Kısaca, borçlunun; alacaklıları aleyhine malvarlığını azaltıcı nitelik taşıyan her türlü -en geniş anlamı ile- hukukî işlemleri, iptal davasına konu olabilir.

Yine doktrindeki görüşlere göre madde metninde yer alan tasarruflar ibaresinden “kendisine hukuk düzenince hukukî bir sonuç bağlanmış olan beşeri (insan) fiilleri” anlaşılması gerektiği ve bu kapsamda örneğin borçlunun “protesto çekmemesi”, “haksız bir ödeme emrine itiraz etmemesi”, “zamanaşımı def’inde bulunmaması”, “davayı kabul etmesi”, “davadan feragat etmesi”, “yeminden çekinmesi”, “kanun yoluna başvurmaktan kaçınması”, “hukukî işlem” olmadığı halde birer “hukukî fiil” sayılır ve iptal davasına konu olabileceği belirtilmiştir. [1] Yargıtay’da, “borçlunun ‘muvazaalı olarak kardeşine borçlanıp kendisi hakkında takip yaptırıp, taşınmazlarını haciz ettirmesi işleminin, iptal davasına konu edilebileceğini” belirtmiştir. [2]

Tasarrufun iptali davası hem İcra İflas Kanunu’na(İİK) hem de Türk Borçlar Kanunu’na(TBK) dayanılarak açılabilmektedir.  İki kanun uyarınca açılabilecek iptal davasının şartları ve sonuçları birbirinden farklı olup, bu konuda dava açmak isteyen ya da kendisine karşı dava açılan kişilerin mutlaka bir uzman desteği alması gerekmektedir.

Tasarrufun iptali davaları , borçlu tarafından geçerli olarak yapılan tasarruf işlemlerinin davacı bakımından hükümsüz olduğunu tespit ettirmek için açıldığı halde muvazaa iddiasına dayalı olarak açılan iptal davalarında borçlunun yaptığı tasarruf işleminin gerçekte hiç yapılmamış gibi olduğunun tespiti istenir.

İki dava bakımından davaların kabul edilmesi halinde verilecek kararlar da birbirinden farklıdır. Şöyle ki; İİK uyarınca açılan tasarrufun iptali davasının kabul edilmesi halinde tasarrufa konu mal son alıcının malvarlığında kalmakla beraber davayı kazanan alacaklı o malı haczettirip sattırma ve satış bedelinden alacağını alma imkanını elde ederken; TBK uyarınca muvazaa nedeniyle açılan iptal davasının kabul edilmesi halinde tasarrufa konu mal alıcının malvarlığından çıkarılarak borçlunun malvarlığına geri dönecektir. Eğer davacı alacaklı, açtığı muvazaa davasını kazanırsa, mahkemeden alacağı ilâmı, icra dairesine sunarak, dava konusu taşınmazın -borçlunun borcundan dolayı- haczedilmesini isteyebilir. Ayrıca iptal davası açmasına gerek yoktur.

Bu bakımdan İİK uyarınca açılan tasarrufun iptali davası şahsi bir dava iken TBK m.19 uyarınca açılan iptal davası ayni bir davadır ve sonunda muvazaa kanıtlanırsa dava konusu mal, borçlunun malvarlığından hiç çıkmamış hale gelir ve mahkemece tapu kaydının düzeltilmesi şeklinde karar verilir.

Tasarrufun İptali Davasının Kabul Edilmesi Halinde;

Davacı alacaklı, iptal davasını kazanınca, üçüncü kişi malın maliki olarak kalmaya devam eder; ancak alacaklı, malı cebri icra yoluyla haczettirip sattırma hakkına sahip olur. Satılan malın bedelinden, alacaklının alacağı ödendikten sonra para artarsa, artan meblağ üçüncü kişiye verilir.

Dava konusu tasarrufun tümünün değil; takip konusu alacak miktarı ile sınırlı olarak (ya da takip konusu alacak ve eklentilerine -faiz, masraf gibi- yetecek oranda) iptaline karar verilecektir.

Aciz belgesine dayanarak açtığı iptal davasını kazanan alacaklının, dava konusu malın haciz ve satışını isteyebilmek için yeni bir takip yapmasına ve borçluya yeni bir ödeme emri göndermesine gerek kalmaksızın kazandığı iptal davası sonucunda aldığı ilâmı icra dairesine vererek, aynı takip dosyası üzerinden talepte bulunabilir.

Yargılama sırasında mahkemece iptali istenen tasarruf üzerine konulan ihtiyati haciz, karar verilmesiyle birlikte kendiliğinden kesin hacze dönüştüğünden davacı mahkeme kararının kesinleşmesini beklemek zorunda değildir.

İptal davasının konusu ;

  • Taşınmaz ise alacaklı tapu kaydında herhangi bir değişiklik yapılmaksızın bu taşınmazın haczini ve satışının isteyebilir.
  • Rehin hakkının tanınması işlemi ise, alacaklı o malı iptal edilen işlemle kurulan rehinden ari olarak sattırma hakkı kazanır.
  • Taşınır trafik siciline kayıtlı bir araç ise, dava konusu araç yönünden davacı; alacak ve fer’ileri (eklentileri) ile sınırlı olarak cebri icra yolu ile alacağını alma yetkisini kazanır.
  • Üçüncü kişinin elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere ilişkin ise, üçüncü kişi bu değer oranında davacının alacağından fazla olmamak kaydıyla tazminat ödemeye mahkum edilir. Bu tazminata faiz işletilip işletilmeyeceği yönünde Yargıtay’ın icra takibinde asıl alacağa faiz işlemeye devam ettiği için bu durumda hükmedilen tazminata tekrar faiz işletilemeyeceği yönünde kararları mevcuttur.

  • Taşınmaz satış vaadi şerhi ise, dava sonunda sadece satış vaadi şerhine dair tasarruf işlemlerinin davacı yönünden geçersiz sayılmasına karar verilir. Ayrıca sicildeki şerhin iptali sonucunu doğuracak biçimde hüküm kurulamaz.

İptal davasının kabulüne karar verilen hallerde, kararın hüküm fıkrasında sadece “tasarrufun iptaline” karar verilmektedir; hem iptal yönünde karar verilip hem de tazminata karar verilemez.

İptal davası ayni etkileri olmayan bir şahsi dava olduğundan, özellikle haciz yolundaki iptal davasında bu davanın sonuçlarından sadece iptal davasında davacı olarak yer almış alacaklı veya alacaklılar yararlanabilir. Diğer alacaklılar ellerinde aciz belgesi bulunsa dahi taraf olmadıkları bir davada verilen iptal hükmünden yararlanamazlar. Ancak; başka alacaklıların açtıkları iptal davası devam ederken, bir alacaklı davayı kazanır ve alacağını alırsa, diğer alacaklılar, davayı kazandıkları takdirde, iptal konusu tasarruf yapılmamış olsaydı, hacze katılma koşullarına sahip olduklarını kanıtlayarak, alacağını tahsil etmiş bulunan alacaklıya sebepsiz zenginleşme yolu ile başvurabilirler. Başka alacaklılar tarafından açılan iptal davasının sonuçlanmış olması, devam eden iptal davalarına etkili olmadığı gibi; diğer alacaklıların açtıkları iptal davalarına karşı birinci iptal davasından bahisle derdestlik ya da kesin hüküm itirazında bulunulamaz. Çünkü tasarrufun iptali davası bir şahsi davadır ve bu iki davanın tarafları farklıdır.

Tasarrufun iptali davasını kaybedildiğinde yargılama giderlerini ve nisbi vekalet ücretini ödemekle yükümlü olunacaktır.

Tasarrufun İptali Davasının Bedele Dönüşmesi

Zincirleme olarak gerçekleşen tasarruflarda her bir tasarrufun danışıklı olduğunun yargılama sonucunda kanıtlanması durumunda bütün tasarrufların iptaline ve cebri icra yetkisi verilmesine kararı verebilecektir. Ancak son tasarrufu yapan ve taşınmazı devralan kişi gerçekten de iyiniyetli ise ve önceki tasarrufların alacaklılardan mal kaçırmak için yapıldığını bilmiyorsa bu durumda danışıklı işlemler kesintiye uğramış olacaktır. Son tasarruf ile taşınmazın ilk sahibinin yaptığı danışıklı satış işlemine konu tasarruf arasındaki nedensellik/illiyet bağı kesileceği için artık son tasarruf hakkında tasarrufun iptali kararı verilemeyeceği gibi o taşınmaz hakkında da cebri icra yetkisi verilemeyecektir. Bu durumda iyiniyetli olan taşınmaz sahibi haricindeki taşınmazı ikinci ve üçüncü kez satın alan kişiler danışıklı tasarrufların tarafı oldukları için İİK m. 283/II hükmüne göre davacının alacağı miktarı kadar tazminat ödemeye mahkum edileceklerdir. Aynı maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarına göre bu kişilerin yani ikinci ve üçüncü tasarrufu yapanların da asıl borçluya rücu hakları bulunmaktadır.


[1]  Talih Uyar, Tasarrufun İptali Davalarının Konusu, TBB Dergisi, Sayı 78, 2008 sy. 287-288

[2] Yargıtay 15. HD 15.9.1990 T. 3485/3290.

Bir Cevap Yazın

KARAKAYA sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin